Gönül Telini Titretmek Atasözü Mü?
İstanbul’un sokaklarında yürürken, her gün farklı insanlar, farklı hikâyelerle karşılaşıyorum. Toplu taşımada, işyerimde, kafe köşelerinde ya da bazen sadece yürürken, toplumsal normların ve insanların hissettikleriyle ilgili o kadar çok şey gözlemliyorum ki… Bir anda, “Gönül telini titretmek” ifadesi aklıma takıldı. Peki, bu ifade gerçekten bir atasözü mü, yoksa aslında daha derin, toplumsal ve kültürel bir anlam mı taşıyor? Bu ifadeyi, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından ele almak, İstanbul’un ve Türkiye’nin bugünkü toplumsal yapısını anlamama yardımcı olabilir. Hadi gelin, sokakta gördüğümüz insanların, bu kelimelerle neler hissettiğine ve nasıl şekillendiğine bakalım.
Gönül Telini Titretmek: Ne Demek?
“Gönül telini titretmek” ifadesi, çoğunlukla birinin duygusal bir şekilde etkilenmesi ya da kalbinin, duygularının uyanması anlamında kullanılır. Aslında, bu ifade klasik bir atasözü olarak kabul edilmese de, halk arasında sıklıkla dile getirilir ve pek çok anlam taşıyabilir. Ancak, burada önemli olan nokta şu: Bu ifadeyi hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ele almak gerekiyor. Çünkü herkesin “gönül telini titretme” biçimi farklı olabilir, ve bu farklılık da çoğunlukla toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle doğrudan bağlantılıdır.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden “Gönül Telini Titretmek”
Toplumsal cinsiyetin, bireylerin duygusal ifadelerini nasıl şekillendirdiğini düşünmek, bu ifadenin anlamını daha da derinleştiriyor. İstanbul’da toplu taşımada, kadının ya da erkeğin davranış biçimi, “gönül telini titretmek” gibi ince duygusal ifadelerin nasıl algılandığına doğrudan etki eder. Mesela, bir kadının gözleri dolarak, birinin duyduğu sevgi ya da acıya duyarlı olmasını “gönül telini titretmek” olarak tanımlamak çok yaygın. Fakat aynı duygusal tepkiler, bazen bir erkek için toplumda hoş karşılanmaz. Toplumda, erkeklerin duygusal ifade biçimlerine dair bir baskı vardır; duygusal olmanın, zayıf ya da “yetersiz” görülmesi gibi bir algı hâkimdir. Erkeklerin de gönül telini titretme hakları olduğu hâlde, çoğu zaman buna izin verilmez. Erkeklerin dışarıya yönelik daha sert, daha soğukkanlı ve daha az duygusal olması beklenir.
Örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz günlerde metroda yanımda oturan bir adam, hüzünlü bir şekilde telefonundaki bir videoyu izliyordu. Gözleri dolmuştu, fakat kimse ona bakmadı. Etrafındaki insanlar, normalde bir kadın duygusal bir şekilde ağlasa ya da gönül telini titretse, anlayışlı bakışlarla ya da “geçmiş olsun” gibi destekleyici cümlelerle yaklaşırdı. Fakat bir erkeğin gözyaşı dökmesi ya da duygusal olmasını gösteren herhangi bir hareketi, toplumda genelde görmezden gelinir. Bu durum, aslında toplumsal cinsiyetin bir etkisiyle şekillenmiş bir baskıdır ve erkeklerin duygusal olarak kendilerini ifade etmelerini engeller.
Çeşitlilik ve “Gönül Telini Titretmek”
Gönül telini titretmek, farklı kültürlerden ve topluluklardan insanlar için farklı anlamlar taşıyabilir. İstanbul gibi bir şehirde yaşayan bir birey olarak, hem Türk hem de yabancı insanların bir arada olduğu bir toplumda, duygusal ifadelerin çok daha çeşitlendiğini gözlemliyorum. Bazı insanlar için “gönül telini titretmek”, bir şarkının sözlerinde ya da bir hikâyede derin anlamlar bulmakla alakalıdır. Diğerleri ise, başkalarının duygusal zorbalıklarına maruz kaldığında, bu ifade daha çok hüzün ve acı ile ilişkilendirilir. Yani, aynı ifade bir toplumda aşkı, diğer bir toplumda kaybı anlatabilir.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, birçok farklı topluluktan gelen insanlarla tanışma fırsatım oldu. Çeşitli etnik kökenlerden ve inançlardan gelen insanlarla yaptığım sohbetlerde, “gönül telini titretmek” ifadesinin bazen insanları daha yakınlaştırıcı bir anlam taşıdığını, bazen ise daha uzaklaştırıcı bir hal aldığını fark ettim. Yani, bu ifade sadece bir duygunun uyanması değil, bazen bir mesafeyi ve yabancılaşmayı da gösterebiliyor. Çeşitlilik, bir kelimenin, bir ifadenin anlamını dönüştürebiliyor.
Sosyal Adalet ve Gönül Telini Titretmek
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, “gönül telini titretmek” ifadesinin nasıl algılandığı ve bu ifadenin toplumsal düzeyde nasıl işlediği çok önemli bir soruya dönüşüyor. İstanbul’da, iş yerimde ya da sokakta sıklıkla gözlemlediğim bir şey var: Toplumdaki bazı gruplar, duygusal ifadelerini daha özgürce ve rahatça ortaya koyabiliyor. Diğer gruplar ise, bu tür duygusal ifadelerden dışlanabiliyor. Örneğin, çok kültürlü bir ortamda yaşayan bir kişi, kültüründen ötürü daha dışlanmış hissedebilir ve duygusal tepkileri de toplumsal normlara göre daha dikkatli olur. Bu da “gönül telini titretmek” gibi insani bir hissiyatın, çoğunlukla adaletsiz bir şekilde sınırlanmasına yol açar.
Toplumda, duygusal ifade biçimleri çoğunlukla sınıf, cinsiyet ve etnik köken gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Bir kişi, duygularını ifade ederken daha rahat olabilirken, başka bir kişi, sosyal normlardan dolayı duygusal açıdan baskı altında hissedebilir. Bu durum, sosyal adaletin sağlanmadığı bir toplumda, insanlar arasında duygusal eşitsizliklerin olmasına neden olur.
Sonuç: Gönül Telini Titretmek ve Toplumsal Yapı
Gönül telini titretmek, her ne kadar duygusal bir ifade gibi görünse de, aslında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle bağlantılı çok derin bir anlam taşıyor. İnsanlar, toplumlarındaki normlar, değerler ve baskılar doğrultusunda gönül telini nasıl titretmeleri gerektiğini öğreniyorlar. Kimisi duygusal olarak özgür, kimisi ise bastırılmış ve sınırlandırılmış. Bu yüzden, bu ifadenin toplumsal düzeyde nasıl algılandığı, adaletli bir toplumda daha eşit ve özgürce hissedilmesi gereken bir duygu haline gelebilir. Gönül telini titretmek, sadece bir kelime değil; toplumların duygusal yapılarının bir yansımasıdır. Ve belki de bu tel, yalnızca özgür bir toplumda gerçek anlamına kavuşur.