Zübük Niye Yasaklandı?
Bazen bir şehrin, bir toplumun ya da bir neslin ruhunu yakalayabilmek için basit bir an, bir kelime ya da bir olay yeterli olur. “Zübük” de tam böyle bir kelimeydi, Kayseri’nin tam ortasında, her köşe başında duyduğumuz, belki de farkında olmadan peşinden sürüklendiğimiz bir kavram. Zübük, sadece bir kelime değil, bir dönemdi. Koca bir dönemin, bir duvarın, bir kapının ardında kalan son gülüşüydü. Peki ama ne oldu? Neden yasaklandı?
“Zübük” ile Tanıştığım Gün
Bir gün okul çıkışı arkadaşım Melis ile kafede oturuyorduk. Soğuk bir Kayseri akşamıydı ve biraz sıkılmıştık. O sıralar Melis, film izleme konusunda bana oldukça ileri düzeyde tavsiyeler veriyordu. Yani, “Bunu izle, bunu kaçırma” şeklinde devamlı bir akış vardı. Zübük’ün adını ilk o günde duydum. Melis, “Bunu izle, gerçekten çok şey anlatıyor” dedi ve bana filmi önerdi. Başlangıçta, adının komikliğinden dolayı biraz çekindim. “Zübük” nedir ki? Bir komedi filmi mi, bir belgesel mi?
O gün gece evde tek başıma bilgisayarın başına geçip Zübük’ü izledim. O kadar basit bir film değildi aslında. Film başladığında sadece bir komedi bekliyordum ama Zübük, aslında bir çığlık gibiydi. Sadece eğlendiren değil, insanı derinden düşündüren bir yapım. Yönetmenin, karakterlerin, kısacası her şeyin arkasında büyük bir mesaj vardı. Filmde, halkı kandıran, dürüstlükten uzak, her türlü yalanı söyleyen bir adam vardı: Zübük. İzlerken bir yandan güldüm, bir yandan da tüylerim diken diken oldu.
Görünüşe göre, Zübük sadece kaygısız bir kahraman değil, aynı zamanda toplumun bir aynasıydı. Her yalan, her dolandırıcılık, her iki yüzlülük bir şekilde hayatımıza sinmişti. Ama bir zaman sonra, Zübük’ün ne olduğunu tam olarak anlamaya başladım. Film bir komediden çok daha fazlasıydı; toplumu eleştiren, bir anlamda kendi içindeki yozlaşmayı yansıtan bir yapımdı.
Zübük’ün Yasaklanmaya Başladığı Gün
Bir gün, Melis’le aynı kafede otururken, Zübük’ün yasaklandığını duyduk. Duyduğumda bir garip oldum. Nasıl olurdu? Bir komedi filmi, Türk sinemasının bir parçası, nasıl yasaklanabilirdi? Bu kadar basit bir film, nasıl böyle bir yere gelebilirdi? “Bunu duydun mu? Zübük yasaklanmış” dedim, gözlerim büyüyerek. Melis, bir yudum kahve içip “Evet, duydum. Ama bence yasaklanması normal, her şey o kadar açık ve doğrudan ki… Birçok kişi rahatsız oluyordur.” dedi.
İçimde bir boşluk hissettim. Zübük, sadece eğlencelik bir şey değildi; film, o kadar gerçekçiydi ki, aslında toplumu ve yöneticileri, her türlü sahteliği ve yalanı işaret ediyordu. Bu kadar basit ve doğrudan bir mesaj, birilerini rahatsız etmişti demek ki. Bunu kabullenmek zordu. Hem güldüğüm hem de düşündüğüm bir film neden yasaklanırdı?
Melis, biraz sessizleşti ve “Belki de bu kadar gerçek olduğu için rahatsız etmiştir. İnsanlar bazen gerçeği kabul edemezler” dedi. O an fark ettim ki, sadece Zübük’ün yasaklanması değil, gerçeğin bu kadar yüzümüze vurulması da bir kayıptı. Toplumda, kimse gerçekle yüzleşmeye cesaret edememişti. Filmdeki karakterler o kadar gerçekti ki, sadece gülememek, bazen bir acıyı anlamak bile insanı derinden etkiliyordu.
Kayseri’nin Ruhu ve Zübük’ün Yasaklanışı
Kayseri’de büyümek, bana bazen çok eski zamanların hayaletlerini hatırlatıyor. Şehir küçük ama kalabalık. İleriye doğru bir adım atarken, geçmişin gölgesi her zaman yakında. Zübük yasaklandığında, sadece bir film yasaklanmamıştı aslında. Bir şeyin farkına varılmasından kaçılmak istenmişti. Zübük, aslında sadece bir karakterin yalanlarını, ikiyüzlülüğünü ve fırsatçılığını göstermiyordu; aynı zamanda bizlerin gözlerini kapatmaya çalıştığı bir gerçeği de gözler önüne seriyordu.
Bana göre, Zübük’ün yasaklanmasının ardında yatan şey, o filmdeki gücün, özgürlüğün ve düşündüren doğallığın korkusuydu. Kimse kimseye gerçekleri gösteremezdi. Eğer Zübük’ü izlerken bir an bile olsa “Bu, gerçek hayatta da olabilir” diye düşündüyseniz, o zaman Zübük sadece bir komedi filmi olmaktan çıkmış demektir. O, aynı zamanda bir uyarıydı.
Bir gün, ben ve Melis birlikte bir kafede otururken bu yasakla ilgili duygularım iyice kabarmıştı. “Yani, demek ki bu kadar cesur olmamak, yalanların içinde yüzmek gerekiyormuş” dedim, hüzünle. Melis, başını sallayarak “Evet, bazen doğruyu söylemek o kadar zor ki, insanlar sadece sakin bir hayat istiyor. Her şeyin olduğu gibi kalmasını.” dedi. Bu kelimeler içimde bir şimşek gibi çaktı. Belki de her şeyin olduğu gibi kalmasını isteyen bizlerdik. Gerçekle yüzleşmek, bir çıkmaza girmek, bazı insanlar için belki de çok büyük bir tehlike oluyordu.
Zübük, aynı zamanda toplumu rahatsız eden, yaşadığı düzenin bozulmasına izin vermeyen bir figürdür. Yalanla büyütülen, güvenlik içinde yaşamaya alışmış bir toplum, gerçeklerle yüzleşmekte zorlanır. Ve bazen de, bu gerçeklerin yankısı, yasaklar ile bastırılmaya çalışılır.
Zübük Yasaklandı, Ama Biz Ne Yaptık?
Birçok insan Zübük’ün yasaklanmasına kayıtsız kaldı. Ancak ben, kaybolan bu ruhu içimde hissettim. Bir filmi yasaklamak, bir kavramı bastırmak her zaman daha kolaydır. Ama bu, gerçeklerin kaybolması anlamına gelmez. Zübük yasaklandı ama o gün, Kayseri’de, bir kafede, Melis ve ben o filmi hala konuşuyorduk. Zübük, yasaklandığında sadece bir kelimeye dönüşmedi; aynı zamanda toplumun kaybolan ruhunun bir simgesi oldu.
Bugün Zübük, sadece bir komedi filmi olmaktan çıkıp, gerçeği anlatan bir anlatıya dönüştü. Yasaklanan bir şeyin, yalnızca daha fazla büyüyeceği gerçeğini unutmayalım. O yasak ne kadar büyük olursa olsun, Zübük’ün ruhu her zaman yaşamaya devam edecektir. Bunu biz unutmasak da, birileri yasaklasa da…